Yazarlarımız

Fotoğraflar

Sosyal Ağlar

Köşe Yazıları
Özcan TEMEL
TEMEL AĞA ÇEŞMESİ *YENİ*

TEMEL AĞA ÇEŞMESİ

Köprüler yaptırdım gelip geçmeye

Çeşmeler yaptırdım suyun içmeye

                Dizeler, geçmişten bugüne süregelen hayır yapma geleneğine vurgu yapıyor: Köprü kurma, çeşme yaptırma. Bunlara cami, okul, kütüphane, aşevi ve benzerlerini ekleyebiliriz. Hayır, işleri, kuşkusuz, varlıkla, varsıllıkla ilgili.  Hali vakti yerinde olan bir kimse çeşme yaptırabilir; okul, cami gibi hayır işlerini varsıl insanların işi. Hayır, yapan kişi ya da kişiler yaşamın anlamını kavramış, hoşgörülü alçakgönüllü, olgun, mütevazı insanlardır. Yaptıkları hayrın manevi huzuru, hazzı ile yetinirler.

                Kişisel varlığı halkla yararına kullanmak gibi toplumsal boyutu vardır, hayır işinin. Bir yardımlaşma, dayanışma, kaynaşmadır da… Bir çeşme yaptırıp insanların hatta canlıların hizmetine sunmak yaşanılan dünyaya, topluma değer vermenin, saygı duymanın, sevgi göstermenin somut bir göstergesidir. Bir şükürdür, şükrandır…  

                En yalınından en gösterişlisine kadar hayır amaçlı yapılmış nice çeşmeler vardır. Kimilerinin kitabelerinde yaptıranla ilgili bilgiler bulunur; kimileri kitabesizdir, yaptıranları halk arasında dilden dile dolaşır. Kuşkusuz, en gösterişlileri İstanbul’un değişik semtlerinde kurulmuş Osmanlı çeşmeleridir. Hem güzel hem estetiktir, bunlar; tablo gibidir. Yalın, mütevazı çeşmeler daha çok kırsal kesimdedir. Bir ihtiyacı karşılamak amaçlı “Allah rızası” için yapılmışlardır.  

                Özellikler taş çeşmeler, gününüzde,  ayakta kalmak için direnen yapılar! Bir kültür kalıtı her biri, her şeyden önce! Bir hayrat!  Çocukluğumuzda, gençliğimizde çokça taş çeşme vardı; köylerde, yol kıyılarında. Kimi çanaklı, kimi sarı, iri tek ya da çift kurnalı… Yalak, gövde ve çatıdan oluşan bu çeşmeler, kesme taştandı. Çoğunun girişinde dikdörtgen bir yalak vardı.   Kesme taşlardan yapılmış ön gövdenin sağında ve solunda işlenmiş kara taştan tek parça iki dik sütun. Gövdenin üstünde, üçgen çatı ile birleşen dikdörtgen bir bölüm.  Bunlar yalın, mütevazı,  zamanın tanığı çeşmeler…

                Göl, pınar, çeşme, oluk!  Yaşamın üç temel öğesinden biri olan suyun kültür dili. Suyun topraktan çıktığı yere kaynak ya da göz denir. Kimi gözler sürekli akarken kimi gözler yazın kurur.  Çoğu evin yakınında olduğu gibi bizim evin de yakınında küçük bir göl vardı, bir zamanlar… Aktığı aylarda, daha çok temizlik amaçlı kullanılırdı. İnce saplı genişçe gövdeli tüy gibi hafif susaklar göle daldırılır içine dolan birkaç avuç su güğümlere, kazanlara doldurulurdu…

Çeşmelerin bir alt modeli, çanaksız, kurnasız pınarlardı. Gövdesindeki dikdörtgen boşluktan içeri uzatılan maşrapa ile su alınırdı. Sabah çengele asılan yayıklara, pınardan alınan buz gibi su ilave edilir; sonra, kulpundan iki elle tutulur; ritmik bir biçimde ileri geri ite çeke yoğurt ayrana dönüştürülürdü. Tencereye dökülen ayranın üzerindeki yağ kabarcıkları, tahta kaşıkla ile dalgalandırılarak biriktirilir; kaşık kaşık tabağa konurdu. Mis gibi kokardı, taze tereyağı. Fırından çıkan ekmeğin üzerine konulunca hemen erirdi. Büyük bir zevkle yerdik yağlı sıcak ekmeği.   Bir de gövdesi yarılıp oyulan genç bir ağaç, su gözüne uzatılır,  alttan dayançalarla beslenirdi. Şırıl şırıl akardı su; dar, uzun oluktan; şırıl şırıl.  Yeşil otlar; yemyeşil dallar, ağaçlar, oluktan süzülen su sesi, kuş cıvıltıları, böcek sesleri ve atlı bir huzur! İşte böyleydi, oluk başları…

                Çeşme, oluk, pınar o kadar iç içe o denli içli dışlı olmuş ki yaşamla temel işlevlerinin yanında yeni yeni işlevler kazanarak yerleşim yerlerine ad olmuş ya da başka bir söylemle yerleşim yerleri adlarını suyla ilgili bu kavramlardan almış: Oluk Başı, Çeşme Yanı, Pınarhisar…

                Tarihin tanığı taş çeşmelerden biri de Temel Ağa. Ne yazık ki birkaç gün süren güz yağmurlarının yumuşattığı toprak kütlesinin yerinden oynaması ile Temel Ağa Çeşmesi’nin gövde üstü yerle bir oldu. Gördüğümde, içim gitti. Üzüldüm. Baktım, bir daha baktım… Gözlerim yaşardı…  Çöken yalnızca taşlar, sütunlar değildi; çöken tarihti, kültürdü, anılardı, yaşananlardı…  O, yüzyıl öncesinden değerli bir armağan; bir kültür abidesiydi, her şeyden önce; bir hayrat; bir sevgi, bir aşk…

                Yüz yılı çoktan devirmişti, Temel Ağa. Dimdik ayaktaydı. Yazın buz gibi, kışın ılık suyunu içen kanamıyor; bir daha içiyordu, bir daha, bir daha… Hoştu, lezzetliydi, suyu.  Suyundan içenler yapana da, yaptırana dualar ediliyordu…  Aynı tarzda yaptırılan taş çeşmelerin ayakta kalanlarından biriydi, Temel Ağa. Çocukluğumda, gençliğimde çanağından ya da kurnasından kana kana su içtiğim tarihi çeşmeler ya bakımsızlıktan ya da bilinçsizlikten yıllar önce yok olmuşlardı. Çoğununun taşları toprak altında kalmış ya da talan edilmişti.  Bir zamanlar susamış dudaklara cömertçe su veren Feride Ekiz çeşmesi, Kanlı çeşme, Sofu çeşmesi ve nicelerini yok artık. Kör çeşme bile değiller; yitikler. Ne taşları var, ne temelleri!

                Tarihi evler gibi tarihi çeşmeler de göçüp gidiyor…  Onlarla birlikte, oluşan, gelişen, yerleşen kültürler, sıcak ilişkiler, anılar, algılar da göçüp gidiyor! Ya sağır oluyoruz ya kör ya da dilsiz; bu hazinelerin yok oluşlarına. Benimsemiyoruz, önemsemiyoruz, koruyamıyoruz! Neden?

                Temel Ağa çeşmesi beni çocukluğuma götürüyor. Aklıma Hava Neneler, İşlek Nene, Kayu Nene, Hacer Hene, nelener, anneler, çocuklar geliyor. Çakır gözlü, uzun boylu, yiğit kadın, Kayu (Zernişan) Nene! O bele bağlanan kuşakın üstüne atılan güğümle su taşımazdı. İki kulplu kocaman su küpü vardı. Çeşmeden doldurduğu küpü, kulplarından geçirdiği iple sırtlar, alt gövdesinden beline bağlardı. Eğilmez, bükülmez; dimdik patikadan sakin sakin evine giderdi. Hava Nene, titizlik hastasıydı. Güğümünü doldurmadan elindeki anahtarı dakikalarca yıkar; depodaki suyu dibine indirirdi…  Hacer Nene, diğer Hava Nene küçük güğümle suya giderlerdi…

                Çeşme başları genç kızların buluşma, konuşma; delikanlıların yavuklularına kavuşma yeriymiş, bir dönemler. Tarihi Temel Ağa gibi yüz yaşın üzerinde göçüp giden Emine Hala, “Agam (Salim Ağa) bizi çeşmeye göndermezdi; korur, kollardı” der; ağabeyinden sevgiyle söz ederdi. Zeliha, Fadime, Emine, Ayşe, Salim, Ahmet, Yunus, Ömer kardeşlerin babaları Temel Ağa, güngörmüş, sözü dinlenir, akıllı, hayra yatkın, koruyucu, birleştirici, babası Süleyman Ağa gibi cömert, eli açık bir insan.

                Temel Ağa zamanı içinde taşıyan ayna! O aynaya her baktığımda, daha da derinden duyumsuyorum Temel Ağa’yı.   Taşlarında, sütunlarında, gürül gürül sularında insan yüreğini, insan elini, insan sevgisini görüyorum. Mütevazı, aksakallı, sevecen, gönül eri Temel Ağa’yı görüyordum…  Ve Dr. Kenan Erzurum’um sıcak dizeleri geliveriyor, dilime:

Topraktan gelir yeşil

Topraktan fışkırır su

Ruhumu okşayan dil

Bir İlahi beste bu!

                Hiç kuşkusuz, ozanın ruhunu okşayan dil, benim de ruhumu, duygularımı, gönlümü okşuyor. Toprak, yeşil ve su! Kuşkusuz ilahi bir beste, kuşkusuz ilahi bir terennüm…  Ozan Şeref Taşlıova’nın diliyle söylersek: “ Arzu iplik sevgi nakış / Ördükçe güzel görünür / Gönül gözü ile bakış / Gördükçe güzel görünür”.

                Temel Ağa, bir Osmanlı dönemi yapıtı; hayırsever atamızın değerli bir mirası, bir yadigârı! Kuşkusuz sevgi ile taş taş üstüne örülerek; gönül gözü ile hissedilerek yapılmış bir hayrat. Toprak kayması nedeniyle büyük zarar gördü. Kolu, kanadı kırıldı. Boynu büküldü.

                Yıkılan sıradan bir çeşme değil! Bir tarih, bir kültür, bir gelenek! Bu değerli mirası yeniden ayağa kaldırmak; bir bilinç, bir sevgi,  bir insanlık görevi, her şeyden önce… 

İnanıyorum ve umuyorum ki en kısa zamanda yine kurnandan sular akacak; yine taş taş üstüne koyarak seni sabırla inşa edenler hayırla yâd edilecek… Yine çevrendeki dallarda kuşlar şakıyacak, böcekler ötecek; yine dört bir yana huzur eleyeceksin; susamış gönüllere su vereceksin…

 

 

                                                                                                                                                                                     11.11.2014

Özcan TEMEL

 

2320 kez görüntülendi.
Yorumlar
Adınız Soyadınız
Yorum
hasan uzunöner özcan hocam rahmetli temel agayi -yumsakye- cok güzel anlatmissin VE nineleri beni cocuklugma götürdün agazina saglik ......cesme icin üzüldüm elimizden geleni yapalim iyi günler allaha emanet olun
23 Ocak 2015, 16:13:53

Site İstatistikleri : Aktif Ziyaretçi : 1 | Günlük Ziyaretçi : 30 | Aylık Ziyaretçi : 3721 | Bu yılki Ziyaretçi : 101715 | Toplam : 935127