![]()
![]()
Biz, seçim meydanlarında kendilerine, “Mücahit bilmem ne” diye tezahürat edilen ne çakma mücahitler gördük.
Ama o…
Üniformasıyla da, silahıyla da…
Takım elbisesiyle de, mücadeleci kişiliğiyle de...
Vücudunun tüm hücrelerine, ruhunun tüm derinliklerine kadar…
Şanlı Türk Tarihinin gerçek “Son mücahidi”, “Son Mohikan”ıydı.
Hem inanmış bir Müslüman hem de katıksız Türk Milliyetçisi bir Bozkurt’tu.
Bugün Kıbrıs’ta bir Türk varlığından bahsedebiliyorsak, bunu ona borçluyuz.
Hani bir şarkıda, “Kimler geldi, kimler geçti” diyor ya…
5 BM Genel Sekreteri, 5 Rum lider, 6 Türkiye Cumhurbaşkanı ve 13 TC Başbakanı geldi geçti...
Çoğunun adı bile unutuldu ama onun ismi hep zirvede kaldı.
Çünkü o, Rauf Denktaş’dı.
O; yılmaz bir savaşçı, saygı duyulacak bir devlet ve dava adamı, akıllı bir diplomat, müşfik bir aile reisi, tevazu sahibi bir insandı.
Yani anlayacağınız, “adam gibi adam”dı.
Yeri gelmişken, onunla ilgili küçük bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yıl 1973, günlerden 30 Ekim.
24 yaşındayız.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğrenciyiz.
Cumhuriyetimiz’in 50.Yılı anısına, Beylerbeyi ayağındaki gişelerin olduğu yerde birinci Boğaz Köprüsü’nün açılış töreni yapılacak.
Devlet ricali tören alanında, halk yani bizler ise yamaçlardayız.
Mahşeri bir kalabalık var.
Protokol konuşmalarından ve kurdele kesme töreninden sonra köprü trafiğe açılıyor.
Töreni yamaçlarda izleyen bizler bir anda köprüye doğru hücuma geçiyoruz.
Kalabalığı yararak ilerlemeye çalışan dizi dizi resmi arabalar.
Hemen yanı başımızda beliren siyah renkli bir araba dikkatimizi çekiyor.
O da ne? Yanlış görmüyoruz ya…
Evet, evet oydu.
Arabanın sağ arka koltuğunda, o zamanki Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcısı (Kıbrıs henüz bölünmemiş) Rauf Denktaş.
Kıbrıs’ta suların ısınmaya başladığı bir dönem. Bu dönemin de en popüler kişisi hiç şüphesiz, Denktaş.
Ve başlıyoruz Rauf Denktaş’a alkışlarla tezahürat yapmaya.
O her zamanki güleç yüzüyle arabanın camını aralayıp, “Anavatan yanımızda olduğu sürece kendimizi daha güçlü hissediyoruz” gibi bir takım sözler söyleyerek el sallayıp yoluna devam ediyor.
Gerisi malum.
Aradan 9 ay geçmeden 20 Temmuz 1974 Harekatı ile birlikte Kıbrıs Türk Halkı özgürlüğüne kavuşuyor.
Silahlı savaş bitmiş, bu defa bir diplomasi savaşı başlamıştı.
Ömrünün geri kalan 35 yılı da bu savaşla geçti.
Hem de devlerle kora kor…
Eğilmedi, bükülmedi, pes etmedi.
“Ağaçlar ayakta ölür” misali…
Dimdik ayakta öldü.
Peki, kıymeti gereği gibi bilindi mi?..
Bunun yorumunu da sizlere bırakıyorum.
Güle güle Büyük Mücahit!
Güle güle Koca Toros!
Güle güle Yüce Kahraman!
Mekanın cennet, aziz Türk Milleti’nin ve Türk Dünyası’nın başı sağ olsun!
***
LEFTER
Eğer bir kimsenin adı; Ahmet, Mehmet, Oğuz, Fatih, Ayşe Fatma, Zeynep…ise, Türk…
Lefter, Aleko, Yorgo, Nubar, Rafael… ise, Türk değil, öyle mi?
Halt etmişler!
Türk olmanın ne demek olduğunu Ulu Önderimiz Atatürkne güzel de formüle etmiş şu ünlü özdeyişiyle:
“Ne mutlu Türk’üm diyene!”
Irkı, rengi, biçimi, cinsi, cibilliyeti ne olursa olsun, göğsünü gere gere “Ben Türk’üm” diyen ve bunun gereklerini de fazlasıyla yerine getiren bu coğrafyayı beraber paylaştığımız vatandaşlarımıza, “Hayır sen Türk değilsin!” demek kimsenin haddi değil.
Sadede gelelim.
Onun adı Lefter Küçükandonyadis idi.
Diyarbakır’da, 4 yıl seve seve askerlik yapan…
Tam tamamına 50 kez A Milli takımımızın formasını giyenLefter…
Bugün “Bedelli” adı altında askerlikten nasıl yırtarımın…
Milli maç başına ne kadar prim alırımın (Fatih Terim’i bile çileden çıkaran meşhur cip hikayesini çoğu spor sever bilir) hesaplarını yapan…
Adı Ahmet, Mehmet, Hakan, Emre, Ali, Veli… olan niceTürk’ten daha Türk’tü.
Lefter, aynı zamanda; efendiliğin, tevazunun, adam olmanın da adıydı.
Futbolu şiir gibiydi.
Öyle ki, bir maçta yeri göğü çınlatan bir ses yükselir:
-“Ordinaryüs!”
Bu gür sesin sahibi, ünlü Fenerbahçe taraftarı Manol’dur.
O gün bu gündür Lefter’in lakabı “Ordinaryüs”dür. YaniProfesör’lüğün en uç noktası.
“Lefter’in futbolculuğu mu daha büyüktü yoksa adamlığı mı?” diye bize bir soru sorulacak olsa, cevabımız hiç tereddütsüz;“ikisi de…” olacaktır.
Bir gazeteden aldığım şu anıyı sizlerle paylaşmak isterim.
Buyurun:
1947 yılında kaleci Cihat Arman’la, solaçık Halit Deringöl askere giderler. Fenerli yöhneticiler her ikisinin de yerine futbolcu arayışlarına girişirler. Rüştü Dağlaroğlu, Taksim Kulübü’nde Şalapi adlı iyi bir kaleci olduğunu duyar. Ancak Taksimli yönetici Şalapi’nin yerine başka bir futbolcu önerir. Aldığı cevap:
-“Lefter de kim? Bize kaleci lazım.”
Ancak adam ısrarlıdır:
“-Siz Lefter’i alın, bana ölünceye kadar dua edersiniz!”
Lefter Fener’in ilk idmanına çıkar. (A) ve (B) takımı çift kale maç yapacaktır. Tabi Lefter’i (B) takıma koyarlar. Ufak-tefek, çelimsiz bu çocuk, (A) takım oyuncularını ipe dizer gibi çalım üstüne çalımla yerlerde süründürür, leblebi gibi 4 gol atar. Herkes şaşkındır. Sorarlar:
-“Kim bu Lefter yahu?”
Maç bitmesiyle birlikte Lefter arazi olur. Ara ki bulasın. İçlerine kurt düşer:
-“Yoksa Galatasaray, Beşiktaş kaçırmış olmasın!”
Gerçek sonradan anlaşılır.
Zavallı Lefter, duşa bile girmeden çoktan Büyükada’nın yolunu tutmuştur.
Sonra izi bulunur. Dağlaroğlu yarı kızgın sorar:
-“Neredesin yahu?”
Lefter mahcup:
-“Ne yapayım, hem dört gol attım, bir ağabeylerle duşa mı gireyim!”
Başka söze hacet var mı?..
Bundan sonra onu tutabilene aşk olsun!
17 yılı Fener formasıyla (615 maç) olmak üzere 45 yaşına kadar devam eden aktif futbol hayatı…
Takip eden yıllarda teknik direktörlük ve spor yazarlığı…
Yeşil -pardon!- balçık tarlası sahalarda, su çekmekten 1 kiloya ulaşmış gülle gibi futbol toplarıyla; 423’ü Fener, 21’i Milli takım ve diğerleri de yerli ve yabancı diğer takımların formalarıyla olmak üzere rakip filelere gönderilmiş 832 gol…
Çoğunuz yaşam öyküsünü yazılı ve görsel basından öğrendiniz.
Daha ötesini anlatmamıza bilmem gerek var mı?
Tüm yakınlarına ve sporseverlere başsağlığı diliyorum.
Toprağı bol olsun!
***
GEDİZ-KANGAL
Efendim, Gediz Belediye Başkanı, Gedizliler’in rencide oldukları gerekçesiyle, Samsun Emniyet Müdürlüğü’ne resmi bir yazı göndererek, orada görevli bir köpeğe verilen Gediz adının değiştirilmesini istemiş.
İlahi Gedizliler!
Sizin rencide olduğunuz şeyden, Kangallılar onur duyuyor.
Bu nasıl bir iş?..
***
Biraz pop, biraz arabesk bişeycikler bulamamışlar mı, kızımıza soracak?!
Site İstatistikleri : Aktif Ziyaretçi : 2 | Günlük Ziyaretçi : 87 | Aylık Ziyaretçi : 4594 | Bu yılki Ziyaretçi : 29920 | Toplam : 170677